Boğazımda tuzlu bir tat, altımda sikimi sığdıramadığım tangamla kafam allak bullak olmuş asansöre doğru yürüyordum. Düğmeye basıp elimdeki kâğıda bakmaya başladım, terden kenarlarını buruşturmuşum, hemen düzeltip cebime koydum. Kapı açıldı, içeriye girip zemin katın düğmesine basıp düşünmeye başladım. Acaba bundan karıma bahsedeyim mi, bu kâğıdı karıma vereyim mi gibi bi ton saçma soru.
Kapı açılınca yürümeye ve elimi cebime atıp kâğıdı buruşturmaya başladım. Koridorda çıkışa doğru yürüyor, kâğıdı atmanın ve bunları unutmanın en iyisi olduğunu düşünüyordum. Kapıcıyla karşılaştım, yine pişkin pişkin gülümsüyordu.
“Buldunuz Burak Bey’i?”
“Buldum.” dedim. Ben, başka bir şey diyecek mi diye beklerken o da gülümsemeye devam ediyordu, sağa sola bakarak bana yaklaştı sonra zorla elimden tutup bacak arasına götürdü, sımsıcaktı.
“Hanımı köye yolladım bir aylığına senle idare edeceğiz artık.” deyip beni kapıya doğru çekmeye başladı. Elimi çekmeye çalışıyordum ama ağzımı bıçak açmıyordu. Bir elini cebine atıp anahtarını buldu ve kapıyı açtı, beni içeri sürükledi. Sağ tarafta kapısı kapalı bir oda ve girişte açık bir yatak duruyordu. Yatağın yanında kolumu sıkıp beni çömelttikten sonra kolumu bırakıp pantolonunun kemerini çözmeye başladı. Düğmesini çözüp fermuarı indirdi ve zaten kalkmış olan yarrağını eliyle bir iki kez sıvazlayıp tümüyle titredikten sonra bana dönüp “Yala!” dedi. Boş boş bakınıyordum oturduğum yerden.
“Yalasana amınakoduğum! Korkma ilkinde çabuk boşalırım deminden beri kaldırıyom zaten sen geleceksin diye. Boşalt sonra tekrar kaldırmaya çalışırken iyice öğrenirsin.” dedi.
Daha Burak’ın boğazımda bıraktığı meniler duruyormuş gibi hissediyorken bir de kapıcı çıkmıştı. Ne yapacağımı bilmeden ona bakmaya devam edince sert bir tokat atıp saçımdan tuttu ve yarrağını ağzıma doğru bastırmaya başladı.
“Yalasana piç, bu saatten sonra daha iş çıkmaz zaten, sabaha kadar buradasın. Öbür gün de zaten iş çıkartacak kimse yok binada, nazlanma yani.”
Saçımı tutmaya devam ederek yarrağını ağzıma vuruyordu sanki kale kapısı zorluyormuş gibi. Sonra bir eliyle burnumu tutup ağzımı açtırdı ve yarrağını ağzıma sokup gidip gelmeye başladı.
“Sakın ısırayım falan deme ağzına sıçarım.” dedi. Saçımdan tutmuş ileri geri yaparken ben yalnızca ağzımı açmış bekliyordum. Herhalde boşalmak üzere olduğundan biraz geri çekip yalnızca ucunu yalatmaya başladı. Sonra bana taşşaklarını işaret etti, korktuğumdan ellerimle onları avuçlamaya başladım, hoşuna gitmişti. Yarrağının yarısına kadar yalatıp sonra tekrar başını yalatıyordu bana. Birkaç dakika sürdü bu işkence belki daha azdı bilmiyorum, sonra hepsini boğazıma sokmaya çalışırken ağzımda patladı.
Boşaldıktan sonra iyice bekledi bekledi ta ki şu titreme gelene kadar, titremesi bitince yarrağını çekti ve üstümdeki elbiseye sürüp temizledi. Gömleğini çıkartıp yatağa yattı ve “Sende soyun.” dedi.
Yine bir tuhaf olmuştum. Boğazımdaki menileri unutmuş altımdaki tangayı düşünüyordum. Korkudan kalbim hızla atmaya başladı, bir mucize olsa da görmese, bir çağıran olsa. Kapıya koşsam diye düşündüm ama yakalarsa çok kızar diye düşündüğümden onu da yapamadım.
“Beni ayağa kaldırtmadan soyun, yalamaya başla.” dedi.
Üstümdekini çıkartıp kenara koydum. Sonra pantolonun kemeri, düğmesi, fermuarı derken hiçbir şey olmadı, ne adamı çağıran ne başka bir şey.
“Dön bakıyım.” dedi, etrafımda döndüm yavaşça.
“Vay orospu, hem tanga hem de bi tane tüy yok demek alıyorsun.”
Ağzımı açmadım anlatmaya çalışsam zaten dinlemeyecekti.
“Benimkini kaldır da senin şu arka yolları biraz genişletelim.” dedi gülerek.
Yine kapıyı düşündüm ama korktuğumdan yatağa çıkıp yarrağını yalamaya başlamadan önce,
“Daha önce hiç almadım.” dedim.
“Ne almadın?”
“Arkadan.”
Yine gevrek gevrek güldü.
“Burak Bey kabul etmiyorsa bundan sonra benim orospumsum ben ne dersem onu yapacaksın.”
Karımdan bahsetmek istemedim, onu da zaten Burak alacaktı ya…
“Tamam hadi gel de benimkini kaldır.”
“Tamam.”
Yatağın üstüne çıkıp yarrağını yalamaya başladım, tümünü alabiliyordum. Yavaş yavaş ağzımın içinde büyümeye başlamıştı ki, yine “Dur” dedi.
“Şu kapıyı aç banyodan hanımın rujunu al.”
“Daha, çok kullanılmamıştır, düğünler için falan.” dedi sanki onu soruyormuşum gibi. Kapıya açıp oradaki dolapları karıştırmaya başladım. Sonunda bulup aynanın karşısında sürünüp ruju yerine koydum.
“Şimdi gel kaldır şunu.” dedi beni görünce. Yatağa çıkıp yine yalamaya başladım. Taşşaklarını avuçluyor yalıyor bir an önce bitsin de kurtulayım istiyordum.
“Ayı diyeceksin bundan sonra bana. “ dedi. Yalamayı bırakıp mal gibi bakmaya başladım.
“Ayım benim ayı gibi yarrağınla sik götümü diyeceksin.” dedi gülerek ama sonra “Yalamaya da devam et.” demeyi ihmal etmedi.
Artık, yarrağı iyice kalkınca uzanmamı istedi. Yüzüstü uzanıyordum kolumdan tutup “Yok. Yüzün bana dönük olacak. Ama önce git şu girişteki dolaptan karımın ayakkabılarından giy öyle gel” dedi. Ayının isteği bitmiyordu bi türlü. Kalkıp girişteki dolaba baktım karısının bi çift beyaz topuklusu vardı, olmadı tabii ama oluyormuş gibi giyip bağlamaya çalıştım. Yatağa ona bakarak yatıp beklemeye başladım.
“Güzel oldu. Şimdi başlıyorum kazı çalışmalarına, heh heh heh…” diye gülerek başımda doğruldu. Ayaklarımdan tutup kaldırdı, iyice kalkmış yarrağıyla deliğimi zorlamaya başladı. Daha girmeden karnımda bi ağrı hissetmeye başladım. Arada bir tükürüklüyor sonra tekrar zorlamaya başlıyordu. Bir iki derken yarrağının başını içime soktu. Bayılacakmışım gibi hissediyordum, ayı durmadan ittiriyor, biraz çekip sonra daha çok ittiriyordu.
Sanki kendisine sokuyorlarmış gibi ben hepsini alınca terini sildi. İleri geri hızlı hızlı sikmeye başladı beni. Biraz devam ettikten sonra durup, yarrağını çıkartıyormuş gibi gerinip gerinip üstüme yüklenmeye başladı. Götüm kan ağlarken sikim kalkmış, koca yarrağıyla götüme yüklendikçe karnıma akıtıyordum. Koca yarrağını içimden her çekişinde sanki içimden bir parça kopuyormuş gibi oluyor sonra geri dönüp her vuruşunda vücudum zangır zangır titriyordu. Son vuruşunu yaptıktan sonra boşalacağını anlayıp yine hızlı hızlı sikmeye başlarken, beyaz topuklularıma bakıp bacaklarımı daha da kaldırıp eğildi,
“Nereye boşalayım?”
“Üstüme” diyebildim güçlükle.
“Tamam” dedikten sonra çıkartıyormuş gibi yapıp tekrar pompalamaya başladı, içime boşaldı nefes nefese gülerek. İçimde biraz kaldıktan sonra yarrağını çekip ağzıma uzattı “Temizle”. Yalayıp temizlemeye başladım, kötüydü, ama başka çarem yoktu. Sonra sigarasını istedi, uzattım yakıp dumanını bana doğru üflemeye başladı.
“Ben artık gideyim mi?” diye sorunca sinirlendiğini anladım. Yalamakta tereddüt ettiğim andaki gibi tokatladı.
“Orospu ben sana yarın da boşum demedim mi? Böyle fırsat her zaman gelmez yarın da burada kalacaksın sonra gidersin, tabii temelli değil. Ben boş kaldıkça çağıracağım seni.”
Ayı, yarın da kalacaksın deyince ne diyeceğimi bilemedim. Karımı düşünürken ben elden gidiyordum.
“Ulan benim hanım gelince ikna edebilsem aslında… Ben seni eve çağırdığım günlerde ikinizi bir sikerim sen de hanım etrafta koştururken ev işlerini falan yaparsın.” Sonra bana bakıp,
“Şimdi ben gidince gelmem falan diyorsan boşa, benim yarrağın tadını alan bi daha gidemez. Gerçi üzerinde deneyecek çok kişi bulamadım ama olur, o da olur.” dedi.
Sigarayı alınca iyice saçmalamaya başlamıştı da ağzımı açıp laf edemiyordum korkudan.
“Saate bak 11 olmuş, yatmak lazım.” Sigarasından son bir fırt çekip yine yüzüme üfledikten sonra,
“Ben dememişim gibi gideyim mi demesen şurda kıvrılır yatardın. Şimdi cezalısın yerin banyo, kalk.” dedi. Kalkıp banyoya doğru yürümeden önce topuklularım ayağımda, eğilip elbiselerimi alıyordum arkadan iki parmağını sokup “Eller yukarı!” diye banyoya kadar gülerek parmaklarını da götümden çekmeden götürdü beni.
“Çıkayım deme, beni sinirlendirirsin, sabah erken kalkmam lazım.” dedi.
Banyoda elbiselerimi giyerken külodumu gördüm ama pantolonu yine tanganın üzerine giyip ipi arkamda kaybolurken düşünmeye başladım. Ne yapıyordum? Gayet güzel bir karım vardı ve ben buradayken Burak… Karımla biraz baş başa kalsa yeterdi. Bunu karım bile söylemişti yakışıklı adam istediği kadını tavlayabilir diye. Pantolonunun altındakiyle de tanışmamıştı ve eminim ki dışarıdan onu çekici buluyorsa pantolonunu indirdiğinde de hayal kırıklığına uğramayacaktı. Onları düşünürken birbirlerine ne kadar yakıştıklarını fark ettim. Pantolonu indirdikten sonra tangamı elime alıp sürtünmeye başladım, birkaç dakika geçmeden boşalınca yerime oturdum. Üzerine boşaldığım tangayı temizleyip tekrar giydikten sonra o yorgunlukla uyudum.
Ayı, kapıyı açıp kalk deyince sabah olduğunu anladım. O içeri geçerken toparlanıp banyodan çıktım. Sigarasını yakmış bana bakıyordu, keyifsizdi.
“Bugün sana uzun çoraplardan giydirecektim de iş çıktı.” Sigarasını çekip yüzüme üflerken devam etti.
“Boş kalmaya kalırım da bi de yeni gelenler var kafam dolu. Sen git ben başka zaman ararım seni aldım numarayı.” dedi telefonumu uzatırken.
Ne işi çıkmış bilmiyordum ama telefonu alıp kapıdan çıktım. Üstümdeki elbisede lekeler duruyordu ama yapacak bir şeyim yoktu. Telefona baktım, bi ton cevapsız arama. Rehberi açtım, karımı arayacaktım sonra vazgeçtim, eve varıp öyle arayacaktım.
Evin kapısını açtıktan sonra üzerimdekileri atıp duşa girdim. İşimi çabuk bitirip telefonu alıp karımı aradım.
“Alo”
“Neredesin dün o kadar aradım, insan bi haber verir.”
“Biliyorum kafam gitmiş. Eski bi arkadaş rahatsızlanmış hastaneye falan götürdük.”
“Tedaviyi sen yaptın herhalde aramamak niye?”
“Ya ne biliyim aklıma gelmedi, daha şimdi eve geldim.”
“Yalan söylüyorsun da neyse evde konuşuruz.”
Evet demeden önce durup Burak’la konuşup konuşmadıklarını düşündüm. Acaba gerçekten beni aldatır mıydı?
“Maalesef, bi duş alıp birkaç bir şey yemeye geldim. Şimdi tekrar gideceğim.”
“Kim ki bu arkadaşın durumu kötü mü ben de geleyim.”
“Gerek yok gelmene zaten tanımazsın. Yarına kadar yanında kalıp oradan salona giderim ben.”
“Tamam, o zaman akşam ararım seni.”
Telefonu kapattım. Akşama evde saklanacaktım, bir şey olacak mıydı diye merak ediyordum. Gerçekten Burak’la beni aldatır mıydı bunu merak ediyordum.
Karımın gelme vaktine yakın saklanıp beklemeye başladım. Bir anahtar sesi duydum, kapı açıldı, topuklusunun parkede çıkarttığı sesleri duydum. Salona girdiğinde, kendisinin hiç girmediği spor aletlerimin olduğu odada kapının başına çökmüş onu izliyordum. Eğer odam hem salona hem yatak odasına açılıyor olmasa ne yapardım bilmiyorum, eve koyacak bir kameram yoktu.
Karım tokasını çıkartıp saçlarını açtı, belli belirsiz koyu bir ruj sürmüş, üzerine tek parça, puantiyeli, mor bir elbise giymişti. Ayaklarını saran beyaz terliklerinin kapatamadığı yeşil ojeli tırnakları ve bileklerinde gümüş renkli bir halhalı vardı. Evin içinde biraz dolandıktan sonra televizyonun başına oturup ayaklarını masanın üzerine attı. Aynı pozisyonda birkaç saat kalıp televizyon izledi. Sonra telefonu çaldı, açıp konuşmaya başladı, durmadan gülüyordu.
“Tabii. Burak. İstersen bi kahve içebiliriz. Bekliyorum.” deyip kapattı. Masann üzerinde birbiri üstüne attığı ayaklarını değiştirip sağ eliyle elbisesini kaldırırken sol elini bacaklarının arasına götürdü…
kav23

Kategoriler:

Genel

Yorum Ekle

E-Mail Adresiniz Yayınlanmayacak. Zorunlu Alanlar *

*